Takvim

Ocak 2012
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Ilan

rss Sindikasyon

Arşivler

Linkler

Oca/27/2009 

EBEVEYN BOŞANMASI VE ÇOCUĞU TEPKİSİ





Latans Yaşı Çocuklar



 



Gelişimin latans döneminde sosyal farkındalık ve kendini
farkındalık önemli ölçüde artar. Erken latans döneminde boşanmayı yaşayan
çocuklar kızgınlıklarının farkına varabilirler fakat sadakat ve korku
hisleriyle bunları göstermede başarısız olabilirler. Yani sadakat ve kızgınlık
(anger and loyalty) arasında çatışma yaşar. Latans yaşı çocuğu giden ebeveyni
kendini reddi gibi algılayabilir. Latans yaşı aile dinamiklerine aktif olarak
katılır. Hess ve Camara (1979) ve Coeper ve ark (1983) : bu çocukların düşük
benlik saygısı, depresyon, bozulmuş davranış ve okul başarısızlığı, izlosyon
göstermeye daha yatkın olduğunu belirtmektedirler.



 



Okul öncesi çocuklardaki gibi kızlar erkeklere oranla daha
fazla davranış problemleri gösterirler. Baba ayrılığı olan latans çağı erkek
çocukları, cinsiyet özdeşiminde bozukluklara yatkındır.



 



Kısa Dönemdeki Tepkiler



 



Davranışsal Tepkiler



 



Bir kaç çalışmada latans dönemi populasyonda; erkeklerin
(tıpkı okul öncesi çocuklar gibi) kızlara oranla daha fazla kızgınlık ve stres
gösterdiklerini tanımlamıştır. Çoğu erkek çocuk kızgınlıklarını; öğretmenleri
ve arkadaşları üzerine kaydırabilmektedir. Bazı çocuklar ise direkt ve açık
olarak “babanın ayrılıp gitmesinden” annelerini suçlamaktadır. Santrock yaptığı
çalışmada (1979) latans dönemi erkek çocuklar; okul öncesi çocuklara oranla
boşanma sonrası daha fazla agresyon göstermektedir. Bu agresyonları aile
dışındaki kişilere de kayabilmektedir.



 



Hess ve Camara; boşanmanın kendisinden ziyade aile
çatışmalarının agresyon seviyesini daha güvenilir yordadığını saptamıştır.
Wallerstein ve Kelly (1980b): erkeklerin kızlara oranla daha fazla agresyon
gösterdiklerini bulmuştur.



 



Emosyonel Tepkiler



 



6-8 yaşındaki çocuklar fantazi veya inkar ile üzüntü ve
yaslarını geçiremezler (Wallerstein & Kelly 1980b). Regresyon gözlenebilir.
Agresyon genellikle velayet üzerinde olan anneye yönelir. Diğer ebeveyn aktif
olarak yardımcı olmasa bile tipik olarak çocuklar ikisini de sadık kalır.



 



Sonuç olarak: hem okul başarısında hem de arkadaş ilişkilerinde
azalma; geç latans dönemi çocukların yarısında gözlenir. 1 yıl içinde bu
problemlerin çoğu düzelir.



 



Aile ilişkileri



 



Wallerstein ve Kelly (1980b) ve Adams (1982): boşanma ve
ayrılık yaşayan ergenlerin aile ilişkileri dışında tipik olarak destek ararlar.
Bu ergenlerin gelişimsel olarak bireyselleşmeye hazırlanmasıyla ilişkilidir.
Buna karşın latans yaşı çocukları gelişimsel olarak aileden bireyselleşmeye
hazır değildir ve bu nedenle destek arayışı aile ile sınırlıdır. Bu nedenle
aileyi barıştırma gayretleri içinde olabilirler.



 



Okul başarısı



 



Hetherington, Camara ve Fatherman (1981); ebeveyn yokluğu ve
akademik başarının araştırıldığı 58 çalışmayı analizlerinde; tek ebeveynli
ailelerin evlatlarının daha düşük notlar aldıklarını bildirmektedirler. Babanın
elvirişli olduğu durumlarda erkek çocukların notlarının daha iyi olduğu
saptanmıştır. Şunu akılda tutmak önemlidir: Babanın olmadığı evde, anne
otoriteyi güç kullanarak erkek çocuğun agresyonunun bastırmaya çalıştığı
belirtilmektedir (Hetherington ve ark.1978).



 



Uzun Dönem Etkileri



 



Wallerstein ve Kelly (1980b): 5 yıllık takip ettikleri: 9-12
yaş erkek çocuklarında yaptığı araştırmada boşanma kararı veya erken yas
evresinde kızgınlık yaşayan grubun, kızgınlığının daha da arttığını
belirtmektedir. Bunların davranım bozukluğu belirtileri ; öfke patlamaları,
anne-babaya karşı gelme, suç işleme, okul başarısızlığı ve okuldan kaçma gibi problemleri
daha sık gösterdiği yolundaydı. Karar aşamasında yoğun kızgınlık yaşamış grup
en fazla acting-out yaşıyordu. Akut evrede anne-babalarını suçluyor, arasıra
kendilerini ailelerinden yalıtıyor, geri çekiyorlardı.



 



Walter ve Ramber (1981): latans döneminde boşanmayı yaşamış
erkek çocukların ergenlik döneminde okul başarısızlığı ev okuldan kaçma
olaylarını sık yaşadıkları, oysa bu dönemdeki kızların okul problemleri az
gösterdikleri yolundaydı. Kurdek ve Berg (1983): latans döneminde boşanma
yaşamış çocukları 10 yıllık takiplerinde, kızların erkeklere oranla anlamlı
derecede daha iyi uyum sağladığını belirlemiştir. Kızlar erkeklere oranla
boşanmayı daha kabullenici oluyor, babayla temasın kaybına daha az olumsuz
tepki gösteriyorlardı. Uyum sağlamanın boşanan eşler arasındaki çatışmanın
derecesi ile ilişkili olduğunu saptamışlardır.



 



Hetherington (1972): okul öncesi ve latans döneminde
boşanmayı yaşamış kızları ergenlik dönemlerinde değerlendirmiş: okul öncesi
yıllarda boşanmayı yaşamış kızlarda heterozayıflamaüel davranışları daha ciddi
bulmuştur (erkeklerle etkileşimde artmış anksiyete ve baştan çıkarıcılık).
Kızgınlığı ergenliğe taşınmış kızların bir grubunda; artmış cinsel aktivite ve
rastğele cinsel ilişkiye girme oranı fazlaydı.



 



ERGENLER



 



Sıhhatli, bütünleşmiş kimliğin gelişmesi için aileye
bağımlılığın ağır ağır azalması gereklidir. Kazanılacak otonomi ergen-ebeveyn ilişkisinin
natürüne bağlıdır. Ergenlerde otonomi 3 alanda gelişir: emosyonlar, davranışlar
ve değerler (values) (Douvan &Adelson, 1966). Emosyonel otonomi; bireyin
yakınlaşma ve sevgi hislerini ev dışındaki birileriyle de doyurmaya
başlamasıyla başlar. Davranışsal otonomi, kişisel davranışları hakkında karar
verme sorumluluğunu alır. Değerlerin otonomisinde; yanlış ve doğruyu algılama
ve yaşam stilini belirlemeye başlar. Otonomi için mücadele hem ergen hem
aileler için zor anlardır. Otonominin başarılı olarak gerçekleştirilmesi
boşanmış aile ergenlerinde zor olabilir. ABD’de 10-18 yaşında 14 milyon ergen
tek ebeveynle yaşamaktadır (1983, Select Commitie on childen). ABD’de her 4
çocuktan biri tek ebeveyn ile yaşarken; 16 yaşına ulaştıklarında beyazların 1/3’ü,
siyahların 2/3’ü boşanma nedeniyle yaşamlarının bir döneminde tek ebevyn ile
yaşamak zorunda kalmıştır (Bumpass &Rindfuss 1979).



 



Davranışsal Tepkiler



 



Peterson yaptığı çalışmada (1982): babası yok olan
erkeklerin, intakt ailelere oranla daha geleneksel erkeklik sergilediklerini
belirledi. Santrock (1977) boşanmış ailelerdeki 10-12 yaşındaki subjelerde;
intakt ailelere oranla anlamlı derecede daha maskuline, itaatsiz, agresif ve
riskli davranışlarda bulunduklarıydı.



 



Peterson yaptığı çalışmada (1982): babası yok olan
erkeklerin, intakt ailelere oranla daha geleneksel erkeklik sergilediklerini
belirledi. Santrock (1977) boşanmış ailelerdeki 10-12 yaşındaki subjelerde;
intakt ailelere oranla anlamlı derecede daha maskuline, itaatsiz, agresif ve
riskli davranışlarda bulunduklarıydı.



 



Wallerstein & Kelly (1980b) ve Schwartzberg (1980)
ergenlerde yaptıkları çalışmalarda ebveyn boşanmasına iki farklı yolla tepki
gösteriyorlardı. Birinci grup regresif davranışlar gösteriyor, kendinden daha
küçük çocuklarla zaman geçiriyorlardı. Okul başadevamı ve başarısında düşmeler,
zihinleriyle bu mevzuyla aşırı meşgul etmeleriyle ilişkiliydi. İkinci grup:
Bağımlılık gereksinimlerini transfer ediyor, hazır olmasalar bile bağımsız
olmaya çalışıyorlardı. Bunun sonucu erkelerde antisosyal davranış ve suça
yönelik davranışlar gelişiyordu. Kızlarda ise arkadaşlarına bağımlılık ve
cinsel ilişkiye erken gibi davranışlar sergileniyordu.



 



Ebeveyn boşanmasının ergen kızların zayıflamaüel
davranışlarına etki ettiğini bildiren diğer çalışmalarda vardır (Hainline &
Feig 1978, Hetherington ve ark 1979a): Bu kızların flörte daha erken
başladıkları, daha fazla cinsel aktivitede bulundukları, erken yaşta
evlendikleri ve büyük olasılıkla evlilik öncesi gebe kaldıklarıydı.



 



Emosyonel Tepkiler



 



Araştırma ve klinik bildiriler: ebeveyn boşanmasına
ergenlerin ciddi emosyonel tepkiler gösterdiklerine işaret etmktedirler.
Wallerstein ve Kelly’nin (1980b): 21 kişilik ergen grubunda, çoğunu karar
aşamasında kızgınlık ve yas yaşadıklarını belirtmektedir. Bunların 1/3’ü
kendini ailelerinden duygusal olarak yalıtarak tepki göstermişlerdir. Bu
ergenler ailelerinden erken ayrılmaya meyilli olmaktadır.



 



Bazı ergenler stratejik olarak aileden kendisini çekmekte,
böylece daha az kızgınlık duymakta ve çabuk uyum sağlamaktadırlar.



 



Okul Davranışları ve Başarısı



 



Bir çok çalışmada boşanmış ailelerdeki ergenlerin daha düşük
akademik ve bilişsel performans gösterdiklerini saptamıştır (Allison
&Furstenberg 1989, Rosenthal & Hansen 1980). Tek ebeveynli evlerde
denetim eksikliği nedeniyle, okula gitgöğüs ve kaçma davranışları artmaktadır
(Brown 1980).



 



Uzun Dönemdeki Etkileri



 



Boşanmanın Kuşaklar Arası Geçişi



 



Bir kaç çalışmada ebeveynleri boşanmış ailelerin bireylerin
evliliklerinin boşanma ile sonuçlanma olasılığı daha yüksektir (Ganog, Coleman
& Brown 1981).


Admin · 159 görünüşler · 4 yorumlar
Kategoriler: lida

Oca/27/2009 

Boşanma ve çocuk üzreine etkileri





Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en
sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir
biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir.
“Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak
kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve
babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra
hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam
etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da
ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının
farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu mevzu üzerine bir çok araştırma
yapılmıştır.



 



1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı.



Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak



1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak.
%35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci
eşinden de ayrılacak.



Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna
göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek
ebeveynli bir evde yaşayacak.



 



Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal problem
olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da
kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.



 



Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası
boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik problemlar yaşamak açısından
diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı
altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını
sorgulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar,
kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı
karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri
koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi
deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği
için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak,
çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir.
Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet
göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar,
boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik probleminu
çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.



 



Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay
olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini
bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın
birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır.
Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve içkiizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar
farkında olmadan, anne babalarının tinsal durumlarını okumayı öğrenirler.
Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli
ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada
olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek
ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının
ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki
bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk
gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa
daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebeveynden ayrı
olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni
özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını
yok etmez.



 



Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili
yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun
yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine
üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun
gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler
taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok
değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının
çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa
göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda
tekrar yoğunluk kazanır.



 



Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler



 



Disforik tepkiler



Diğer bakımvericiye tepkiler



Dışa vuran Tepkiler



 



Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp
korkusu Kızgınlık Huzursuzluk



Bebeklik Kederli, ağlayan, yasta, apati Parmak emme,
oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke Ajitasyon



Okul öncesi Ağlama (fakat azalmış), üzüntü, çekilme
Masturbasyon Yapışkanlık, bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda
kızgınlık ve öfkenin dışa vurması Ajitasyon



Orta Çocukluk Ağlama, üzüntü Yapışkanlık, mızmızlanma,
bebeksi mevzuşma, bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç
işleme Huzursuzluk, okul başarısında azalma



Ergenlik Gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik Okul fobisi
Asilik, kavgacılık, kabalık, ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma,
zayıflamaüel aktlar Huzursuzluk, okul başarısında azalma



 



Okul öncesi yaşlar



 



Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri



 



Regresyon



Emosyonel gereksinimlerde artma



Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin
dibinden ayrılmama)



Artmış Agresyon



Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.



 



Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki
çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.



 



Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör
zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby,
1985):



 



Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin,
kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin
daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979,
Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b).
Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982,
Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik
çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir.
Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi
(compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah
edilmektedir (Roseby, 1985).



Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan
olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun
yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli
etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)



Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilgöğüssi (Lack of
adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz
olarak etkilemektedir (Wertman 1972).



Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler



 



Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları
ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki
kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar
bu yaş evlatlarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt
etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı
oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara
oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl
sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve
korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum
boşanmanın kendisinden diğer faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn
çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34
çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma
kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini
düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin
boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli
belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.



 



Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları
ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki
kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar
bu yaş evlatlarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt
etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı
oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara
oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl
sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve
korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum
boşanmanın kendisinden diğer faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn
çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34
çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma
kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini
düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin
boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli
belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.



 



Davranışsal Tepkiler



 



Regresyon



Artmış Agresyon



 



 



Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve
babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya
geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa sürede (bir kaç ay) normal sayılabilir.
Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak
emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl
sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).



 



Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine
duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre
değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık
kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer
kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve
Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına
göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi
çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.



 



Duygusal Tepkiler



 



Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını
açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların
emosyonel tepkileri başlıca:



 



Korku, anksiyete ve üzüntü



İrritabilite



Akut seperasyon anksiyetesi



Uyku Problemleri



Bilişsel konfüzyon



Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)



 



Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin
dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok,
birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden,
giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilgöğüskten, yiyecek ya da yatacak yer
bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden diğer kimse ile
kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.



 



Çocuklar anne babanın ayrılma kararı mevzusunda söz hakkına
sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu mevzuda onların da rolü olduğu
düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi
olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu
düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı,
gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı
gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu
düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.



 



Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de,
hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir
araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış
sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.



 



Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri
insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine
inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri
kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir
ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve
mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin
her sabah işe gitmesi ile diğer bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur.
Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve
büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek
çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla
etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut
etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.



 



 



Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)



 



Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10
yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla
anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır.
Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile
ilişkili olarak değerlendirmiştir.



 



Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi



 



Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970):
cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla
araştırmalar yapmışlar. Psikozayıflamaüel gelişimin odipal evresinde boşanma
yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek
çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.



 



 



Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9
yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına
almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon
gösterdiklerini bildirmiştir.



 



Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler
baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede
artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).



 



Kızların Cinsiyet Davranışı



 



Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya
boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı
daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha
fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların
ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye
kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.



 



Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız evlatlarının dul
ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heterozayıflamaüel patern ve düşük
benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5
yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle
uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha
erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba
yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek
ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri
sürmüştür. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini
iddia etmiştir.



 



Davranışsal ve akademik etkiler



 



Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.



 



Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.



 



 



Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız evlatlarının dul
ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heterozayıflamaüel patern ve düşük
benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5
yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle
uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha
erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu
açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni
kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba
yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.



Davranışsal ve akademik etkiler



 



Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.



 



Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.



 



Davranışsal ve akademik etkiler



 



Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.



 



Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.



 



 



Çoğu baba sevgi doludur ve evlatlarının hayatında olumlu bir
rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında
görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek
çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer insanlarla geçinmek, karşı cinsle
ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi mevzularda uygun erkek
davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini
kaybetmiş olurlar.



 



Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi,
sporla daha az ilgili, diğerlarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları
araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye diğerldırmaları
olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun
cinsel kimliği mevzusunda da aklı karışır.



 



Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki
kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni,
babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin
ilgisini çekme egsersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük
kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk
yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu,
erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.



 



Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede
yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır.
1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in
sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi
yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn
evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar
evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).



 



Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek
ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye
ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.



 



Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel problemlar
oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler
doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu
rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve
evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil,
ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla
iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam
ediyordu.



 



Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle
kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde
anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması
olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite,
ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu
sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik
öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinin yeniden
evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit
oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi
ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü
alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla
kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü
bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü zayıflamaüel
arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden
dolayıdır.



 



Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı
dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını
sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil,
düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş
kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında
önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş
ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer
iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk
kalır.


Admin · 140 görünüşler · 2 yorumlar
Kategoriler: lida

Oca/27/2009 

Lida bağımlılığı





Lida nedir?



 



* LİDA (Marijuana), kenevir bitkisi Cannabis Sativa’nın
çiçek ve yapraklarının kurutulup doğranması ile oluşan yeşil ya da gri bir
karışımdır.



 



* Torba içinde ya da preslenmiş bir şekilde satılır



 



* Haşiş kenevir bitkisinin reçinesinden yapılır.



 



* Reçine, bitkiyi ısı ve kuruluktan koruduğu için Latin
Amerika ve Orta Doğu gibi tropikal bölgelerde yetişen bitkilerde daha fazla
vardır.



 



Haş yağı



 



Haşiş ya da marijuananın yağlı bir ekstresinden yapılır



 



Argoda “ot” denilir (grass, pot, herb, weed, boom, Mary
Jane, gangster, chronic)



 



Kullanım şekli



 



* Tütün olarak (cigaralık ya da joint adı verilir) ya da
pipo, çubuk içinde içilir.



 



* Son yıllarda tütünların içi boşaltılıp ***** gibi diğer
bir madde ile karıştırılmış halde lida doldurularak hazır satılmaktadır.



 



* Bazıları, lidaı yiyeceklere (kurabiye vs) karıştırır ya da
demlemek için çaya karıştırır



 



Lidaın etkisinin başlaması



 



* Tütün ile içilince etkisi 10-20 dk’da başlar, 2-3 saat
sürer. Ağızdan alındığında etki gücü 1/3’dür ama etkisi 12 saat sürer.



 



* Lida sakızımsı ve suda çözünemez olduğu için enjekte
edilebilen bir preperata dönüştürülemez ve dolayısıyla damardan alınamaz.



 



Tarihçe



 



* Çin ve Hindistan’da İÖ 3. binden beri kullanılmaktadır.
Geçmişte lifleri giysi, yay, kağıt yapımında kullanılmıştır.



 



* Taoizm’de zevk almak için kullanımı yasaklanmıştır.



 



* Dinsel ve büyü törenlerinde kullanılmıştır.



 



* Hindu Veda’larında tanrı Siva’nın lidaı bulduğu
söylenmektedir.



 



* 11. yy’da Orta Doğu’da Sufiler vecd için kullanıyordu.



 



* Orta Doğu’da Sabbahiler denilen grup lidaı yoğun biçimde
kullanıyordu. Devrin büyüklerüne yaptıkları suikastlarla ünlü olan bu grup
verilen “Ashishin” adı, haçlılar vasıtasıyla batı dillerine “assassin” yani
suikastçi olarak geçti.



 



* Doğuda lida, binlerce yıldır batıda içkiyin bulunduğu
sosyal rolde olmuştur



 



* Afrika tarihinde de popülerdir. Napolyon’un Mısır’ı
almasından sonra lida Fransa’ya yayıldı.



 



* 19. yy’ın ortasında Paris’teki “Club des Hachichins”
üyeleri arasında Victor Hugo, Alexandre Dumas, Theopile Gautier vardı.



 



* 18. yy’da ABD’de lifleri için yetiştirildi.



 



* 19. yy’da ilaç rehberinde nevralji, gut, tetanoz,
hidrofobi, kolera, epilepsi, kore, depresyon, histeri, delilik ve uterus
kanaması için tavsiye ediliyordu. Migren ve morfin bağımlılığı için de
öneriliyordu.



 



* Amerika’da 1920’lerde yasaklandı. Meksikalılar ve cazcı
zenciler (Louis Armstrong vs) yoluyla popularize olması yasaklanmasında
ırkçılığın etkili olduğu iddalarını doğurdu.



 



Aktif içerik



 



* Lidadaki temel aktif içerik THC (tetrahidrokanabinol).



 



* Birçok kanabinoid bileşiği (kanabinoller) içinde aktif
olanı delta-9-tetrahidrokanabinol’dür.



 



Beyindeki biyolojik etkisi



 



* Bazı sinir hücrelerinin zarında THC’ü bağlayan reseptörler
vardır.



 



* Norepinefrin ve Dopaminin sentezini, alımını ve
depolanmasını arttırır.



 



* D2 reseptörlerinin Dopamin agonistlerine afinitesini
arttırır.



 



* ß-adr reseptörlerin adenil siklaza bağlanmasını arttırır.



 



* Ödül Yolağı adı verilen ve bağımlılıktan sorumlu tutulan
beyin bölgesindeki Dopamin iletisini arttırır.



 



Epidemiyoloji



 



* Lida, ABD’de en sık kullanılan yasadışı maddedir.



 



* ABD’de lise son sınıfta lida kullanım (deneme) oranı
1979’da %60.4’lük en yüksek noktadan 1992’de %32.62’ya düştü. 1989’da
beyazlarda %40, siyahlarda %30 sıklıktaydı. Ancak sonra yeniden yükselişe
geçti: 1997’de %49.6’ya ulaştı.


Admin · 112 görünüşler · 1 yorum

Oca/12/2009 

HAZIRLAMA VE PİŞİRMENİN PÜF NOKTALARI





Alışveriş sonrası satılan alınan yemek maddelerinin Sıhhatli
bir şekilde hazırlamasının önemli olduğunun kaydedildiği açıklamada, şu
ifadelere yer verildi:



 



"Ekmek, çörek, kurabiye yapmak için hamurun
mayalandırılması besleyici değerini artırır. Beyaz ekmek yapmak için buğday tanesinin,
kepek ve özünün iyice ayrılması besleyici değerini azaltır. Tarhana, yoğurt ve
unun karışımıyla mayalandırılarak yapıldığından, besleyici değeri yüksektir.
Pişirirken içine pişmiş nohut, mercimek, havuç eklenmesi değerini daha da
artırır. Tarhana güneşte kurutulursa, süt ve yoğurt aydınlık yerde bekletilirse
vitamin B2, vitamin B6 ve folik asit değerleri azalır. Yumurta, süt, yoğurt,
peynir ve tahinle yapılan tatlıların besleyici değerleri, sadece un, yağ, şeker
kullanılarak yapılanlardan üstündür. Şeker yerine pekmez kullanılması,
besleyici değerini daha da artırır. Sütlü tatlı yaparken şeker önceden mevzulmalıdır.
Birlikte yüksek sıcaklıkta pişirilirse, protein değeri azalır. Kuru fasulye,
nohut, mercimek gibi besinler iyi pişirildiğinde sindirimi kolaylaşır ve
böylelikle protein değeri artar. Yumurta çiğ yenirse ya da sarısının etrafı
yeşillenecek kadar hızlı ateşte, uzun süre pişirilirse, besleyici değeri
azalır. Yeşil ve sarı sebzelerden yapılan salatalara limon veya sirke eklenir,
bekletilirse A ve C vitamini değeri azalır. Sebzeler doğrandıktan sonra
bekletilirse ve haşlama, pişme suları atılırsa, vitamin ve mineralleri azalır.
Meyveler kesildikten ya da suyu sıkıldıktan sonra bekletilirse C vitamini
değeri azalır. Hatta sıkılmış meyve suları buzdolabında bekletilirse vitamin
değeri azalır. Süt yarım saat gibi uzun süre kaynatılırsa vitaminleri azalır.
Pastörize ve sterilize edilmemiş süt kabarınca ateşten alınırsa, mikropları
ölmez. Süt kabardıktan sonra karıştırılarak 4-5 dakika kaynatılıp hemen
soğutulur. Cam kavanozda buzdolabında 1-2 gün saklanır. Yağ yakıldıktan sonra
yemeğe mevzursa, sağlığa zararlı duruma gelir. Yoğurdun yeşilimsi suyu atılırsa
vitamin değeri azalır. Ayrıca yoğurt torbaya mevzup süzülür ve süzülen suyu
atılırsa vitamin kaybı olur. Kapakları-hafif de olsa- içe veya dışa doğru
bombaj yapmış konserveler sıhhat için son derece zararlıdır."



 



 



 



BESİNLERİ SAKLAMA KURALLARI



 



Bazı besinlerin kısa zamanda kullanılmasının olanaksız
olduğunun bildirildiği açıklamada, bazı besinlerin çeşitli işlemlere tabi
tutarak uzun süre değerinden ve lezzetinden kaybettirmeden saklamanın zorunlu
olduğu kaydedildi. Taze besinlerin, hasat edilmelerinden itibaren
mikroorganizma ve enzimlerin etkisine maruz kaldığının ifade edildiği
açıklamada, şu bilgilere yer verildi:



 



"Besini mikroorganizmaların etkisinden koruyabilmek ve
enzim faaliyetlerini durdurabilecek bir ortam oluşturmak zorunluluğu vardır.
Mikroorganizma ve enzimler belirli bir sıcaklık derecesinde faaliyet
gösterdiklerine göre besinler soğuk yerde saklanırsa, tazeliklerini
koruyabilirler. Besinlerin saklanabileceği buzdolapları, soğuk hava depoları ve
dondurma araçları veya yerleri yapılmıştır. Bu gibi yerlerde besinlerin
bozulmadan saklanma süresi dolabın veya deponun ısı derecesine bağlıdır. Taze
sebzeler bekletilmez, tereyağı ve benzeri kahvaltılık margarinlerde nem miktarı
fazla olduğundan kolay bozulurlar. Bu bakımdan buzdolabında saklanması
gereklidir. Patates, karanlık, serin, kuru ve hava akımı olmayan yerlerde
saklanır. Işık, patatesin renginin yeşile dönmesine neden olabilir. Soğan için
en iyi saklama ortamı kuru, hava akımı olan serin yerdir. Kuru besinler serin,
karanlık, kuru ve havalandırılabilen yerlerde saklanır. Kuru besinlerin
saklandığı yerin nemli olması küflerin çoğalmasına neden olur. Besinler
mümkünse raflarda, yerden yukarıda, ağzı kapalı kaplarda birbirlerine
benzeyenler bir araya konmak suretiyle saklanmalıdır."


Admin · 146 görünüşler · 3 yorumlar

Oca/12/2009 

Bakanlıktan besin uyarısı





Sıhhat Bakanlığı, besinleri satın alma, hazırlama, pişirme,
depolama mevzusunda vatandaşları uyardı.



 



Alışverişe çıkmadan önce satın alınacak besinler için bir
liste hazırlaması gerektiği ve listede seçeneklere yer verilmesi gerektiği
ifade edildi. Besinlerin günlük, haftalık ve aylık olarak sınıflandırılması
gerektiği belirtilen açıklamada, kısa süre içinde fazla besin alınmaması
gerektiği vurgulandı. Beslenmeye ayrılan paranın önceden belirlenmesinin önemli
olduğu ifade edildiği açıklamada, besinlerin değişik yerlerdeki fiyatlarının
araştırılmasının gerektiği kaydedildi. Düşük gelirli ailelerin, enerji ihtiyaçlarını
karşılamak için ucuz olan tahılların yanında bir miktar kuru baklagil ve
yumurta satın alarak enerji ve protein yönünden dengeli bir beslenme yapmaları
tavsiye edildi.



 



Fazla yağlı besinlerin tercih edilgöğüssinin tavsiye
edildiği açıklamada, özellikle yağsız kırmızı etin kullanılması gerektiği
vurgulandı. Sıhhatli yaşam için az miktarda tuz kullanılması gerektiği
belirtilen açıklamada, doğal sebze ve taze besinlerin tercih edilmesi, fazla
miktarda katkı maddesi içeren besinlerden kaçınılmasının önemli olduğu
bildirildi. Hazır meyve suları, gazoz, kolalı içecekler yerine besleyici değeri
daha yüksek olan taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonun tercih edilmesi
tavsiye edildi.


Admin · 71 görünüşler · 1 yorum

1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki sayfa