Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en
sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir
biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir.
“Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak
kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve
babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra
hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam
etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da
ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının
farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu mevzu üzerine bir çok araştırma
yapılmıştır.
1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak
1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak.
%35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci
eşinden de ayrılacak.
Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna
göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek
ebeveynli bir evde yaşayacak.
Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal problem
olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da
kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.
Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası
boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik problemlar yaşamak açısından
diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı
altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını
sorgulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar,
kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı
karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri
koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi
deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği
için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak,
çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir.
Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet
göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar,
boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik probleminu
çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay
olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini
bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın
birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır.
Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve içkiizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar
farkında olmadan, anne babalarının tinsal durumlarını okumayı öğrenirler.
Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli
ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada
olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek
ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının
ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki
bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk
gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa
daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebeveynden ayrı
olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni
özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını
yok etmez.
Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili
yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun
yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine
üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun
gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler
taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok
değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının
çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa
göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda
tekrar yoğunluk kazanır.
Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler
Disforik tepkiler
Diğer bakımvericiye tepkiler
Dışa vuran Tepkiler
Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp
korkusu Kızgınlık Huzursuzluk
Bebeklik Kederli, ağlayan, yasta, apati Parmak emme,
oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke Ajitasyon
Okul öncesi Ağlama (fakat azalmış), üzüntü, çekilme
Masturbasyon Yapışkanlık, bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda
kızgınlık ve öfkenin dışa vurması Ajitasyon
Orta Çocukluk Ağlama, üzüntü Yapışkanlık, mızmızlanma,
bebeksi mevzuşma, bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç
işleme Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Ergenlik Gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik Okul fobisi
Asilik, kavgacılık, kabalık, ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma,
zayıflamaüel aktlar Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Okul öncesi yaşlar
Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri
Regresyon
Emosyonel gereksinimlerde artma
Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin
dibinden ayrılmama)
Artmış Agresyon
Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.
Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki
çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.
Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör
zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby,
1985):
Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin,
kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin
daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979,
Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b).
Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982,
Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik
çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir.
Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi
(compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah
edilmektedir (Roseby, 1985).
Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan
olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun
yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli
etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)
Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilgöğüssi (Lack of
adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz
olarak etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları
ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki
kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar
bu yaş evlatlarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt
etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı
oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara
oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl
sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve
korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum
boşanmanın kendisinden diğer faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn
çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34
çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma
kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini
düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin
boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli
belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları
ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki
kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar
bu yaş evlatlarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt
etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı
oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara
oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl
sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve
korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum
boşanmanın kendisinden diğer faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn
çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34
çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma
kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini
düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin
boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli
belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.
Davranışsal Tepkiler
Regresyon
Artmış Agresyon
Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve
babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya
geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa sürede (bir kaç ay) normal sayılabilir.
Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak
emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl
sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).
Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine
duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre
değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık
kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer
kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve
Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına
göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi
çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.
Duygusal Tepkiler
Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını
açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların
emosyonel tepkileri başlıca:
Korku, anksiyete ve üzüntü
İrritabilite
Akut seperasyon anksiyetesi
Uyku Problemleri
Bilişsel konfüzyon
Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)
Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin
dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok,
birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden,
giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilgöğüskten, yiyecek ya da yatacak yer
bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden diğer kimse ile
kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.
Çocuklar anne babanın ayrılma kararı mevzusunda söz hakkına
sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu mevzuda onların da rolü olduğu
düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi
olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu
düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı,
gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı
gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu
düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.
Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de,
hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir
araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış
sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.
Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri
insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine
inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri
kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir
ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve
mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin
her sabah işe gitmesi ile diğer bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur.
Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve
büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek
çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla
etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut
etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.
Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)
Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10
yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla
anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır.
Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile
ilişkili olarak değerlendirmiştir.
Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi
Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970):
cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla
araştırmalar yapmışlar. Psikozayıflamaüel gelişimin odipal evresinde boşanma
yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek
çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.
Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9
yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına
almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon
gösterdiklerini bildirmiştir.
Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler
baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede
artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).
Kızların Cinsiyet Davranışı
Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya
boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı
daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha
fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların
ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye
kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.
Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız evlatlarının dul
ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heterozayıflamaüel patern ve düşük
benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5
yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle
uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha
erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba
yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek
ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri
sürmüştür. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini
iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.
Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız evlatlarının dul
ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heterozayıflamaüel patern ve düşük
benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5
yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle
uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha
erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu
açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni
kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba
yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve
ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını
ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.
Çoğu baba sevgi doludur ve evlatlarının hayatında olumlu bir
rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında
görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek
çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer insanlarla geçinmek, karşı cinsle
ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi mevzularda uygun erkek
davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini
kaybetmiş olurlar.
Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi,
sporla daha az ilgili, diğerlarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları
araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye diğerldırmaları
olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun
cinsel kimliği mevzusunda da aklı karışır.
Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki
kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni,
babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin
ilgisini çekme egsersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük
kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk
yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu,
erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.
Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede
yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır.
1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in
sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi
yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn
evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar
evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).
Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek
ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye
ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.
Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel problemlar
oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler
doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu
rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve
evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil,
ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla
iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam
ediyordu.
Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle
kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde
anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması
olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite,
ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu
sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik
öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinin yeniden
evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit
oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi
ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü
alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla
kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü
bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü zayıflamaüel
arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden
dolayıdır.
Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı
dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını
sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil,
düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş
kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında
önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş
ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer
iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk
kalır.